Türkiye’nin B Plânı; Merkezî Devletler Birliği (MEDEB)

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Dünyanın Merkezi

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması üzerine, dünyanın merkezî bölgesinde bir otorite boşluğu meydana gelmiştir. Tarihsel süreç içerisinde bu bölgeye bakılırsa, dünyanın merkezî gücünün Osmanlı coğrafyasından çıktığı görülmüştür. Tarihin ilk dönemlerinde, Asya’da kurulmuş olan büyük devletler, dünyanın merkezine yöneldikleri aşamada, bu bölgeyi ele geçirmek istemişlerdir. Asya’dan gelen Cengiz Han, Timur Han ve İlhan Han gibi imparatorların orduları, dünyanın merkezî coğrafyasını ele geçirmek istemişlerdir. Asya’nın büyük devletleri gibi, Avrupa’nın büyük güçleri de, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulmuş olduğu bölgeyi ele geçirmek için çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır. İran’da kurulan Pers İmparatorluğu gibi Makedonya’da kurulmuş olan İskender İmparatorluğu da bu coğrafyayı kontrol altında tutmak istemiştir. Avrupa Hıristiyan olduktan sonra tam on bir Haçlı Seferi, bu bölgeyi ele geçirmek ve Hıristiyanlaştırmak için düzenlenmiş ve saldırıya uğrayan halkın direnmesi yüzünden bu tür plânlar gerçekleşememiştir. Napolyon Fransa merkezli bir Büyük Avrupa’yı gerçekleştirmek isterken gene bu bölgeye saldırmış, Hitler ise Almanya merkezli bir Büyük Avrupa devleti kurmaya çalışırken, Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesi sonucunda otorite boşluğu alanına dönüşmüş olan bu bölgeyi ele geçirmek için plânlar yapmıştır. Avrupa kıtasını denetimi altına almak isteyen güçler ile Asya’da kurulmuş olan büyük imparatorluklar, kendilerini dünyanın jeopolitik merkezi olan Ortadoğu bölgesini ele geçirmek zorunda hissetmişlerdir. Bu yüzden Bağdat kenti tarihin her döneminde saldırı ve tahribat ile karşılaşmıştır.

Batı uygarlığının merkezi de bu bölgedir. Uygarlık tarihi incelendiği zaman, Avrupa’ya kaynaklık yapan birikimin Eski Yunan’dan doğduğu görülmektedir. Eski Yunan’a Eski Mısır, Mısır’a da Mezopotamya, uygarlık beşiği olarak, kaynaklık yapmışlardır. Günümüzün süper gücü olan ABD’yi yaratan da Avrupa uygarlığıdır. Avrupa ise birikimini, Eski Yunan ve Roma döneminden gelen bir miras ile gerçekleştirmiştir. Kısaca dünya tarihinin oluşumunda, Ortadoğu denilen bölge ana merkez olarak işlev görmüştür. Mîlâd sonrası dönemlerde, dünya gücünü eline geçiren siyasal yapılar ya da devletler, bu nedenle Ortadoğu bölgesini kendi denetimleri altında tutmak istemişlerdir. Bu yüzden, bölgenin insanları ve devletleri tarih boyunca dış saldırılardan ve hegemonya mücadelelerinden kurtulamamışlardır.

Ortadoğu’da kurulmuş olan devlet yapıları, jeopolitik konumları gereği, Asya ve Avrupa arasında kaldıkları için, tarihin her döneminde ya Asya ya da Avrupa güçlerinin hedefi konumunda olmuşlardır. Asya’da ya da Avrupa kaynaklı bölgeye yönelik saldırılar tarihin her döneminde görüldüğü gibi günümüzde de benzeri bir saldırı ortaya çıkmıştır. Bu kez saldırı, bir başka kıtadan, okyanus ötesi Amerika’dan kaynaklanmaktadır. Okyanus ötesi bir kıtadan, on bin kilometrelik mesafeyi aşarak gelen dünyanın yeni süper gücünün bölgede yerleşmeğe çalışması, bu bağlamda bakıldığında tarihin dinamiklerine uygun bir gelişme olarak görülmektedir. Avrupa’nın bütünleştiği, Asya’nın büyük güçlerinin yavaş yavaş dünya sahnesinde ağırlıklarını hissettirmeye başladığı bir dönemde; okyanus ötesi gücün dünyanın anakarası olan Avrasya bölgesini kendi kontrolü altında tutma zorunluluğunu ortaya çıkmakta ve bu nedenle de ABD, kendisini yaratan ve kendinden önce dünyanın egemeni olan diğer Atlantik gücünü de yanına alarak, dünyanın jeopolitik merkezine girmektedir. Böylesine büyük bir operasyon gerçekleşirken üç yüz yıllık Siyonizm’in ve bu harekete bağlı olarak hareket eden Siyonist lobilerin son derece etkin çalıştıkları ve yarım yüzyıl önce kurulmuş olan küçük Yahudi devletini “Büyük İsrail”e dönüştürme doğrultusunda ellerinden gelen her türlü desteği Atlantik güçlerine sağladıkları görülmektedir. Sâdece Yahudi kökenlilerle yetinmeyen bu lobilerin, Tevrat’a inanan Evanjelik Hıristiyanlarla da Büyük İsrail Projesi doğrultusunda ciddî bir Siyonist ittifakı oluşturdukları görülmektedir.

Dünyanın Merkezi Üzerindeki Projeler

Bu proje, Osmanlı İmparatorluğu’nun hasta adam düzeyine geldiği 19. yüzyılın ortalarında Yahudi asıllı İngiliz Başbakanı Benjamin Disraelli tarafından hazırlanmış olan, “Dörtlü Konfederasyon” plânının yeni bir versiyonu olarak devreye girmiştir. Osmanlı İmparatorluğu merkezî gücünü kaybederek sarsılmaya başladığı bir aşamada; Rus İmparatorluğu ile İngiliz İmparatorluğu, dünyanın merkezî devletini hasta adam olarak ilân etmişler ve bunu paylaşmak için birbirlerini yoklamağa başlamışlardır. Bir Yahudi başbakanın yönetimindeki İngiliz İmparatorluğu, Siyonizm’in ana hedefi olan İsrail’i kurmak ve bu doğrultuda Yahudileri Filistin’de toplamak olduğu için, bu amacı da gerçekleştirecek bir plânı, dünya dengelerini dikkate alarak yavaş yavaş uygulamağa başlamışlardır. 20. yüzyıla kadar dünyanın batısını keşfetmeğe uğraşan insanlığı yeniden dünyanın doğusuna yönlendirme noktasında oryantalizm çalışmaları başlamış ve dünyanın bütünleştirilmesi noktasında, Batı’nın yanı sıra Doğu’nun da kontrol altına alınması gereği ortaya çıkmıştır. Batı’nın egemen gücü bu doğrultuda, dünyanın merkezî alanına sahip çıkmak istemiş ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra meydana gelen otorite boşluğu alanında yeni bir siyasal yapılanma plânlanmıştır.

Günümüzde Ortadoğu’ya Batı’dan gelen güç Avrupa kıtasından değil ama Amerika kıtasından gelmekte ve bir Atlantik ittifakı doğrultusunda kendisinden önceki Atlantik gücü ile ortak bir girişim çerçevesinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra meydana gelen otorite boşluğu alanını doldurmak üzere devreye girmektedir. İngiltere’nin eski Osmanlı alanın da meydana gelen otorite boşluğunu “Şark Meselesi” olarak ilân etmesi ve bu sorunu çözmek üzere Dörtlü Konfederasyon olarak bir “Yakın Doğu Konfederasyonu” kurmak istemesi, Atlantik gücünün dünya hegemonyasına dönüşebilmesi için yüz elli yıl önce yapılmış bir plândı. 20. yüzyıla kadar dünyayı “güneş batmayan” bir imparatorluk olarak yöneten Britanya Krallığı, iki dünya savaşı sonrasında gücünü kaybedince, yerine onun yavrusu ve varisi olarak Amerika Birleşik Devletleri geçmiştir. İkisi de Atlantik gücü olduğu için Atlas Okyanusu’ndan bu bölgeye baktıkları zaman, dünyanın merkezinin Avrupalı ve Asyalı güçlere bırakılmaması gerektiğini görüyorlar ve kendilerinin dünya hegemonyası doğrultusunda dünyanın merkezine gelerek, burada kendi güçlerinin merkezde yer alacağı bir bölgesel konfederasyon plânlıyorlardı.

İngiltere açısından, Osmanlı İmparatorluğu çöktüğü zaman meydana gelen otorite boşluğu alanının başka bir güce bırakılmaması gerekiyordu. Bu noktada; Almanya’nın doğuya ilerlemesi, Rusya’nın güneye inerek sıcak denizlere ulaşması, Arapların bir araya gelerek bir Arap Birliği Konfederasyonu kurmaları, İran’ın önderliğinde Abbasi ya da Emevi İmparatorluğu benzeri yâni bir İslam Birliği Konfederasyonu oluşturulması, Osmanlı topraklarında yaşayan Türklerin yeniden eski Selçuklu İmparatorluğu alanına yönelerek bir Türk Birliği yapılanması yaratması ya da Asya’nın büyük güçleri olan Rusya, Çin ve Hindistan’ın sahip oldukları milyonlarca Müslüman nüfustan yararlanarak bu bölgeye sahip olmalarının önlenmesi gerekiyordu. Aynı şekilde, İtalya’nın Doğu Akdeniz’de yeni bir Roma İmparatorluğu arayışının, Fransa’nın 11. yüzyılda Filistin’de kurduğu Latin Devleti plânı ve bu doğrultuda Ermenileri kullanarak ve Hıristiyan Süryanilerden yararlanarak, Suriye Devleti ya da Büyük bir Ermenistan yapılanmasını gündeme getirmesinin de önlenmesi gerekiyordu. İngiltere merkezli dünya, Osmanlı sonrasında ortaya çıkan Şark Meseli’nin çözümü için Dörtlü Konfederasyon plânını gündeme getiriyordu. Bu doğrultuda; Balkanlar’da, Anadolu’da, Kafkasya’da ve Ortadoğu’da etnik topluluklar ve cemaatlerden oluşan küçük devletlerin federasyon kurmasını ve oluşacak bu dört federasyonun daha sonra “Yakın Doğu Konfederasyonu” adı altında İngiltere’nin güdümünde, İstanbul merkezli belgesel yapılanmaya götürülmesini hedefliyordu. Bir anlamda İngiltere, Anglosakson egemenliğinde yeni bir Bizans Projesi’ni devreye sokuluyordu.

Eğer I. ve II. Dünya Savaşları sonrasında, Büyük Britanya İmparatorluğu eski gücünü koruyabilseydi; Londra merkezli dünya yapılanması çerçevesinde Yakın Doğu Konfederasyonu Osmanlı sonrasında bir siyasal merkez olarak gerçekleştirilecekti. Yeni yükselen güç olarak Almanya’nın tasfiye edilmesinde İngiltere çok zorlanınca; II. Dünya Savaşı sonrasında yeni dünya yapılanması, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği dengesinde yeni bir dünya düzeni, soğuk savaş aşaması olarak gündeme geliyordu. Soğuk savaş yıllarında İngiltere’nin yerini bütünüyle Amerika alıyor ve dünyadaki İngiliz egemenliği ile kurulmuş olan Atlantik inisiyatifi düzeni, Amerika’nın denetimi altına giriyordu. İşte bu aşamada, ABD, II. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında geleceğe dönük yeni bir plân hazırlayarak; Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonraki dönem için yavaş yavaş yeni girişimlerde bulunuyordu.

 

Kaynak : 2023 Dergisi

~ yazan: musat Haziran 2, 2008.

Yorum Yapın